sarkac

HEPIMIZ BIRER HAMDI ABI DEGIL MIYIZ?

Saturday, February 11, 2006

cinsel öyküler - kitap

bu kitap antoloji değil, "cinsel öyküler" adı altında ilk defa yayımlanan on iki öykü. -ed.

blogumun bana vermiş olduğu sınırlı pörle dahilinde cinsel öykülere dalacağım. -sk.

ısırık - akın sevinç:

...dirseğini tam göğsünün yan tarafına dayardı... bedenini keşfe çıkan elleri yakalamış, hiç tanımadığı, asla da tanımayacağı adamların avuçlarında,bileklerinde, bazısı sert ve uzun, bazısı yumuşacık ve kısa tüylerinde, parmak aralarında, alyanslarında dolaşmıştı..."onu kaybetmemelisin kızım!"...


devingen sürekliliği olan öyküleri severim. şarap ve peynirimi alarak çamaşır makinasının önündeki rahat koltuğuma kurulduğum, içinde dönen renkli çamaşırları seyrettiğim anları anımsatırlar bana. keyifli bir ilk öyküyle açılış.


nuh'un aşk tatlısı - buket uzuner:

...babam annemi yedi... ilk cinsel anısını anlatsın... aşure yemeğe gidelim... amaan bırak şimdi bunu sormayı da... dokunuşuyla kilitlenen... bu ortak bir deneyimdi.


editör kitabın ilk sayfasında belirtmişti: "ısmarlama bu öyküler abi, daha önce baskı yüzü görmemiştir, konu verdik yazdılar" diye. biraz zorlama bir öykü yazılmış gibi geliyor diyor hamdi abi uzaktan, emek var ama klişe bir geçmişe dönüş yaşanıyor beş ayrı karakterin beş anlatılmaya değer öyküsüyle, benim bile bu kadar değişik deneyimleri olan beş arkadaşım bir araya zor gelir diyor. bir de geçmişte yaşanılan diyalogları pek beğenmediğimi ekliyor, nasıl benim yerime konuşursun hamdi abi diyorum, umursamıyor ve bana sırtını dönerek sevişmesine devam ediyor. berabere.


arkadan - cem akaş:

aradan... medet ummak zorunda kalmasaydım... başladığımızda bildiğini sanmıyorum... vişne şarabı... iki diplomatın... anlamlı finaller.

arkadan kelimesini tamamiyle kötü algılıyorsun derim, eğer kitabı henüz okumadıysan, yani göt deliği aklına geliyorsa. öyküye, erkeğin amacının vur kaç ama sahiplen, istediği zaman ara ama sana muhtaç olunsun taktiğiyle hareket ettiği bir ilişkinin ortasında başlıyoruz. erkek tarafı olarak güçlü bir cinsel çekim duyduğumuz halde ilişkinin geneli hakkında kız tarafı olarak bir şey bilmiyor ve erkeğin hareketlerinden bir bok anlamıyoruz, bunun neticesinde boka bulanan erkek oluyor. hikayede şu ana fikir hamdi abi ve benim geçmiş deneyimlerimizle öne çıkıyor: sevgilinin sertliğimizi tutarak yönlendirmesi en etkili tahrik unsurudur.

güzel. 3 - 2.


av partisi - cem mumcu(-ed):

...en güzel antiloptu... yine küçük ısırıklarla tüylerini koparmaya başladım... işten çıkar çıkmaz... bir yaz günü...

öykü bittiğinde hamdi abi "there must be fifty ways to leave your lover" adlı garfunkel şarkısını yanlış kelimelerle söylemeye çalışıyordu. "gereksiz bir vahşilik hakimdi" dedi aniden, "ben avcılıkta vahşiliği sevmem". yanyana yattığımız üçlü koltukta kendisinin yanağına küçük bir öpücük kondurarak, ocağın üstünde demini almış çaydan sevdiğim kupaya çay doldurdum. birkaç bisküvi, "son zamanlarda ne kadar çok bisküvi çeşidi çıkardılar değil mi?" ortaya söylenmiş bir soru cümlesi ve çaya batırılan bilmemne damla bisküvi. iştahlıydım.


beyaz giymek - halil gökhan:

sarışın bir kadın... sarı bir bluz içinden taşan beyaz karnı... sarı bluzun altına siyah bir kısa etek giymişti... pantolonum sıyrılmış, dizlerim hafif kırılmış... kokular ve sigara dumanları içinde bu zevkin aynısını... ama musluk hep akacak... bir "sarma" olmak... 3008!... kapının birdenbire...

eh bir sarışın var okuduğunuz gibi, yukarıdaki boşlukları kafasından dolduran herkes az çok kahramanımızın sarışına neler yaptığını da tahmin edebilir. sonuna kadar okuduğum bu hikayede. sarışın, sarı, sarı, kalçalar. büyük bir ihtimalle tüm dikkatimi sarışına verdiğimden ne olduğunu anlayamadım. birlikte bir sonraki öyküye. 2 - 2.


cüce - leyla erbil:

...sen, sen kimsin biliyor musun?... biliyorum, ne olmuş ki? senin en sevdiğin ressam velasquez değil miydi?... yaa! tutarlı olalım.

birçok söz sanatının ve anlatım ustalığının eşlik ettiği öykü, bu gibi yeteneklerden hiçbir pay almamış beni pek cezbetmedi. bu öyküyle bağdaştırabileceğim aklıma gelen tek şey, geçmiş zamanların birinde Türk bir yazarın yazdığı (ah şu hafızam) okurken acayip keyif aldığım ve bir arkadaş kyrbanı olarak bir daha elime geçmeyen bir polisiye romandaki cücenin jigolo olarak popülerliği üzerine yapılan bir anlatımdı: öncelikle cüce bir jigolo, cinsellik olarak algılanabilecek bir işlev için toplumda dikkat çekmezdi. cücelik jigololuk için güzel bir kamuflajdı. hem çocuk sevgisiyle yanıp tutuşan, şevkate hasret hanımlar, cüceyi kollarına alarak çocukları gibi gördükleri cüceye sarılarak daha fazla haz duyuyorlardı, hem biizm cücemiz sevgi dolu ve kültürlüydü. bu açıklama yeterli.


bir başka göz - mario levi:

gar... kırmızı kazağının altında siyah, dar, deri bir mini etek vardı. bu eteği kalçalarını iyice... birbirimize çok yakınlaşmıştık... kalçalarıyla... kalçalarına... kalçalarını...koridor sessiz ve bomboştu.

kalçalarıyla, kalçalarına, kalçalarını... bir kelime olarak kalçanın bu öyküde çarpıcı şekilde kullanılması benim dikkatimi yeterince odaklamıştır. diyaloglar dışında öykü gelişimini beğendim.


adalarda - mustafa ziyalan:

adalar baharda güzel olur, gitmek isterseniz ne yapın edin hafta arası günleri tercih edin çünkü hafta sonları neredeyse güzel kızlarla kucak kucağa yolculuk etmek zorunda kalırsınız. hem tuvaletlerin ücretleri otel kiralama ücretine yükselir, hem de dışarıda isyankar ve halden anlamayan bekleyenleri yatıştırmak bir hayli zor olur.

adalara giderken denizin ortasında belli belirsiz yükselen kayalıklar sana da gereksiz gelmiyor mu? tatminkar bir turizm öyküsüdür.


kasımpatları - müge iplikçi:

kasımpatlarının çiçek olarak cinsellikle hiçbir ilişkisi olamaz, olursa hüzünlü bir ilişki olur. adını koyarsanız da, işte bu öykü gibi sakin bir yitirilişin öyküsü olur. öyküde, erkek öykücülerin aksine göt ve kalça kelimelerinin kullanılmayışı rahatsız edicidir. benim bir erkek olarak bu kitaptan beklediğim kesinlikle betimlemelere dayalı, anlamayacağım romantizm uzak kıyılara vuran dalgalar halinde cinselliğin anlatımı değildir. ne yani bu öyküler porno değil miydi? değilmiş. pardon.


üç cennet - süreyyya evren:

işte öykü diye buna denir. içinde herşey var. herşey: ereksiyon halini kaybetmeyen bir kahraman. kahramanımızın yazılarını ivedi olarak yayımlayan güzel bacaklı, yorum yapmadan sevgilisiyle her an sevişen, oral seks yapan güzin-arzu abla. kaybettiklerini bulamadan da değerini anlayan insanlar, kaybettiklerini bulduklarında da değerini yine anlayanlar, sınırdan kaçanlar, yakalananlar, cinsellikte dize getirilen fahişeler.

burada hep merak edilen bir konu var öykücü tarafından dile getirilmeden her cümlede hatırlatılan: "ahmet'inki ne kadar büyük?".

karmaşık kompozisyonunu, cover öykülerinden ve postmodernist bir kız sevdim adlı romanından bildiğim bu arkadaş gayet sürpriz bitirişiyle dominant görüntüsünden sıyrılarak, kendisini pembe gecelik ve ponponlu pembe topuklu terliklerin içinde tehlikeye atmış. yine de hikayenin istediği şeyleri yerine getirmesini doğal karşıladım. 1 - 0.


aşk şerbeti - yıldırım b. doğan:

dikizci bir gözlemle çıkardığım... akil abi... meral benim...sıdıka'nın aidiyeti... hırçın ve sabırsızdı... karşılıklı olarak anlamıştık ki, sonucu belirleyecek şey eski garajın oradaki adamdı... sana leblebi getirdim...çünkü tutmaz!

yalın bir anlatım, güzel bir hikaye... biraz daha sağlamlaştırılacak diyalog ve mekan birlikteliğiyle iyi olan bu öykü mükemmel olurdu. 1 - 0.


kurabiye - yusuf eradam:

karmaşık bir durum, isterseniz size bir kahve falı bakayım, yani ibnelik mi desem, ensest mi desem, edebi eser mi desem...


kitap bitti.

konuyla ilgili bir benetton reklamı: bir güzel zenci kızımız ve bir güzel zenci erkeğimizin yan yana çıplak fotoğrafları. altlarındaki yazı: "sizce, sizden daha mı iyi yapıyorlar(sevişiyorlar)?"

kaba ayrıntı: öykülerde ilk öykü ve üç y'li yazarın yazdığı dışındaki öykülerde kahraman anlatıcı bütünlüğü var, yani öykücü öyküye karakter ve anlatıcı olarak dahil olmuş... işte bu yüzden gökyüzü daha mavi, işte bu yüzden vapurda çift kaşarlı tost yemeyi seviyorum. bu ne demek: benim görüşüme göre bu kitapta bu iki öykücü diğerlerine göre daha profesyonel bir anlatım sergilemişler demek (daha iyi öykü ya da daha iyiler değil, çarpıtmayın).

bir de kimi orjinal cd'lerde albümün üzerindeki şarkılar bittiğinde son bir parça çalar, ismi albümde olmayan, öylesine tıngırdatılan. bu kitapta da olsa iyi olurdu, hani şöyle oniki yazarın bir araya gelip sevişmelerini falan betimleyen. oniki öykü diyorsun başta ve sadece on iki öykü var kitapta. heh.

yine kar geliyormuş.

0 Comments:

Post a Comment

<< Home