my boney is over the ocean
barikatlardaki sevgililer tarikatı diye bir tarikata üyeydim bir zamanlar. felsefesi sevgililerinize sürekli sataşarak ya da sürekli rahatsız ederek ilişkinizi hararetli bir şekilde devam ettirmeye çalışmak, bir süre sonra yani zamanı geldiğinde de(*) görünmez ya da bizzat manavdan almış olduğunuz elma kasalarıyla yarattığınız barikatların arkasına sığınıp nerede hata yaptım diye düşünerek bir kalem ve resim kağıdı yardımıyla hatanızı resmetmektir. tarikat inanışına göre siz zaten hatasınızdır ve resim aslında kendinizin portresidir. self portrait hata yani. (* genelde bu bir süre şöyle gelişir, önce laflarla ve davranışlarla size sataşan ve sizi kendinden uzaklaştırmaya çalışan sevgililer bir süre sonra sizi iterek hatta uçan tekmelerle yıpratarak yanlarına yaklaştırmamaya çalışırlar. sürenin son anlarında ise yollarda arkanızdan yetişerek saçlarınızı yolma eylemleri ve sizi her gördükleri yerde üstünüze atlayarak zarar vermeleridir, işte bu yakınlaşma hamleleri inanışınızın öğretilerine sığınma zamanın geldiği sonralardır).
tonerin sağlığa zararları hakkında görüş bildirmemi isteyen birkaç arkadaşım geçen salı günü ellerindeki pankartlarla sirkeci tren istasyonundan ankara'ya gitmek için fatih ekspresini bekliyorlarmış. öğlen iki sularında tesadüfen yanlarından geçerken fark ettiğim arkadaşlarımın amaçlarını öğrendiğimde önce şaşırıp daha sonra kendimi duygusallığın hazzına bırakarak ağlamıştım. henüz pankartlarını açmamış arkadaşlarım bomba ihbarına sebebiyet vermeden pankartlarını kondüktöre teslim edip etrafımda elele tutuşup, sarılarak bir dost yumağı oluşturdular. ne kadar iyi dostlar olduğumuzun bilincine vararak banliyö trenine binip sapanca'ya doğru yola çıktık ve bakırköy'de indik. sonra ver elini hastane. özlemişiz.
bu bloggerlar başta kıl olduğum bir şekilde anketleşmeye başladılar. yok şunlar şunlar 10 küçük mutluluğunu yazsın, bunlar yemek macerası anlatsın, ötekiler sevgilisiyle nasıl tanıştığını anlatsın, berikiler de okuduğu kitapları vs vs vs diye. hepsinden kaçtım ama doli yok mu, göz farlarının parlaklığından kaçacak yer bulamadan siyah gözleriyle yerimi belleyip kement yaptığı sarı saçlarıyla boğazımdan yakalayarak durağan bloguma getirdi. ince topuklu deri çizmesiyle ayaklarımın üzerlerine bastırarak masamın üzerine serilmiş yatan klavyemi hafifçe ekranıma doğru ittirdi. narin parmaklarıyla kağıtları okşayarak kalemliğimi masamın üzerindeki boş cd'lerin bulunduğu kutuya doğru çekiştirip ani bir hareketle delgeçle zımbayı birbirine vurdu ve çıkan tınıyla kaşlarını havaya kaldırıp, telefonumu pulse modundan tone moduna çevirdi. o tüm bunları yaparken ben de boş durmuyordum hani, hemem klasörleri yerlere saçıp odadaki tüm dergi ve gazeteleri havaya savurdum, sonra da kendimize kahve koyduk, oda da bizden başka hiç kimse yoktu falan.
tartışmaya en açık konulardan biri de mimari konulardır sanırım. benim için kullanışlı olan bir ev sizin için kullanışlı olmaz. örneğin ben evimde kullanmayacağım bir havuz istemem ya da sizin evinizde benim kullanmayacağım bir havuz, o yüzden tüm mimarları buradan uyarıyorum lütfen benim kullanmayacağım ya da kullanamayacağım havuzları evlere eklemeyin ve inşaatçılar, siz de bu havuzları inşa etmeyin.
yatay, yatay, yatay; tersten de düzden de yatay diye telaffuz edilir yatay.
hep iki bayram arasında yaşamıyor muyuz da, iki bayram arasında düğün dernek olmaz diyorlar. bunu deneylerle kanıtlayalım. iki bayram alalım mesela geçen günkü bayram ve üç ay sonraki kurban bayramı, şimdi biz şu an iki bayram arasındayız. kurban bayramı geçtikten sonra da 9 ay sonra tekrar şeker bayramı, hoop biz tekrar iki bayram arasındayız. bu düzen böyle gitmemeli.
bloguma bir süre sonra seri reklam almayı düşünüyorum. şimdiden sloganımı da belirledim: Eleman ve çeşitli ilanlarınız için 6 kelimelik ilanlara 2 ilan ücreti ödeyin, 3 yıl boyunca ilanınız yayınlansın. bu çalışmayla bir hayli yolumu bulacağımı düşünüyorum. fiyat konusu henüz belli değildir, piyasa araştırması yapıyorum.
yakalamaca oyunu tümünüzün bilgisi dahilindedir. istanbul'da büyüyen çocuklar, kaçabilecekleri yerler sınırlı olduğundan bu oyunu küçük illerde büyüyenler gibi oynayamaz. mesela benim gibi. çocuklar toplanıp yakalamaç oyununa başladığında, deparı tutturduğum gibi kırlara koşar akşama kadar çimenlerin üzerinde yuvarlanıp acıktığımda evime giderdim. çok iyiyimdir bu oyunda, okul bahçesi dahilinde oynamadıkça hiç yakalanmadım diyebilirim.
bir gün götümle arabanızı çalıştıracaksınız diye geleceğe seslendi hibor, tam olarak arabanın ne demek olduğunu bilmeden kullanmıştı. hibor jr ise "ben o zamanları görebilecek miyim acaba" diye sordu. hibor'un yanıtı kesindi "hayır, senin götünü de kullanacaklar ve tüketecekler". bir zaman sonra arabama benzin almak için çeşitli istasyonlara gidip fosil yakıttan üretilen benzinle depoyu doldurarak acaba bu sefer hangisini kullanıyorum diye düşündüm ve bir gün götüme ne olacağını.
beyoğlu'nda ruhsuz ve sakat bar acilen satılıktır, dilerseniz lüfer teknesi olarakta kullanabilirsiniz. lütfen ciddi olanlar arasın.
Eski kız arkadaşlarımı görüyorum.Hepsi biraraya gelmiş beni bekliyorlar aralarına giriyorum.Sonra eski sevdiğim kız çıkıyor aralarından benim ellerimden tutuyor ve hepsini arasından çıkartıyor.Sonra yeni kız arkadaşım geliyor karşıdan gülerek.Eski kız arkadaşım beni onun yanına götürüyor.Daha sonra yeni kız arkadaşımın yanına gidiyorum bana ben 'Birol'u özledim' diyor.Onu arıyor.Oda arkadaşlarıyla geliyor bense kıskanıyorum ,bişey demek istemiyorum.Kız arkadaşım ne bana bakıyor, nede Birol'a.Daha sonra Birol bisikletle geliyor kapıya bense o esnada kız arkadaşımla kavga ediyorum.Ben istemiyorum artık kaldıramıyorum eski erkek arkadaşın olabilir ama beni ilgilendirmez diyorum.Birol konuşmalarımız duyuyor ve bana ben sadece görmek istedim okadar diyor.Ben ordan giderken arkamdan bisikletin direksiyorununu kırıp bana fırlatıyor.Ben 2 parça yapıp geri atıyorum O tekrar bana fırlatıyor ben kırıyorum direksiyorum bu sefer 3 parça oluyor.ona geri atıyorum.Parçalardan biri ağaçların arasına gidiyor. (alıntıdır)
20 de gerçekten çokmuş canım, beah...
efendim son olarak sayın duman'dan çok anlamlı bir şarkı(tüm şarkıları böyledir):
Masal
Biri basmış seksene
Ötekisi doksanbeş
Aga böyle olmaz ki
Koca millet harcanmaz ki vay
Biri arap tayfası
Ötekisi gavur mandası
Aga böyle olmaz ki
Koca millet aldanmaz ki vay
Biri sağdan
Biri soldan asılınca
Biri yasaya
Biri kasaya karışınca
Evvel zaman içinde masl olduk
Masal olduk yine
HASRETLE KALIN.

1 Comments:
Ufak bi düzeltme: Kaşlarımı havaya kaldırmamıştım.
Post a Comment
<< Home