sarkac

HEPIMIZ BIRER HAMDI ABI DEGIL MIYIZ?

Sunday, February 03, 2008

aleyhine vukubulmak

biliyorum kararsızsınız. üniversitelerde türban'a evet mi yoksa hayır mı diyeyim, bilemiyorsunuz. "hayır" demeniz; türbanlı arkadaşlarımızın, kardeşlerimizin (hepimiz kardeşiz) özgürce eğitim haklarını ellerinden alan karar gibi geliyor. sağduyulu vicdanınız/aklınız ve cumhuriyetimizin (en azından bir kaç zaman öncesine kadar) eğitimcilerinin bizlere öğretmeye çalıştığı eşitlik ve özgürlük kavramları sizleri "hayır" derken rahatsız ediyor.

biraz sakin olmalı, düşünmeli ve bu konuyu her tarafımızı sarmış islamcı ve/veya iktidar yanlısı medyamızdan bağımsız, objektif olarak bakmaya çalışmalıyız. yapılması düşünülen değişikliği şu kavramlar dahilinde değerlendirmeliyiz: "görünenler, dayatmalar ve empoze edilmeye çalışılanlar karşısında haklar, gerçek niyetler ve olması gerekenler".

taraf medyada, "ne olacak ki?" sorusu eşliğinde sanatçı hanımların ve birçok türban takmayan genç hanımın "evet, olsun" söylemlerini okuyorum. bilinçsizce ya da umarsızca söylenmiş bu açıklamalar beni şaşırtıyor. nasıl oluyor da -ki burada söyleyeceğim başı türbanlı hanımlar için de geçerlidir- hemcinsleriyle birlikte "nerede bizim eşitliğimiz?" söylemleri söylemek yerine, erkek din şekilciliği olan inanç sömürüsünü kabullenen açıklamalar yapabiliyorlar? halbuki isteklerinin önceli, kadının kapanması gerekliliğinin ortadan kaldırılması olmalıdır.

hanımlar; diyanet-sen’in 3. olağan genel kurulu sonuç bildirgesinde, "amerika’yı yeniden keyfetmeye gerek yok. başörtüsü, herşeyden evvel bir temel insan hak ve özgürlüğü meselesidir. aynı zamanda Allah emridir. sadece üniversitelerde değil hayatın her bölümünde serbest bırakılmalıdır" açıklamasını; "başı kapalı bir hanımın, eğer başı açılırsa kendi dinlerinden saymayacak bir erkekler egemen toplumunda yaşamaya başlayacaktır", bildirgesi olarak anladığımı belirtmeliyim. Allah kullarına kulları aracılığıyla hesap sormaz, dinimiz, aklımızın ve vicdanımızın bize doğru yolu göstermesidir.

özgürlük, demokrasi, serbestlik, haklar gibi kelimelerle süslenen cümlelerin aslında; "bizim dediğimiz olacak kardeş" argosuyla bir şekil yapılarak uydurulduğu bir durum hakim etrafımızda. bu çağda üniversitede türbanı falan değil de, kadının günlük hayatta her hangi bir tarafını ya da daha da geniş kapsamlı olarak her hangi bir bireyin her hangi bir tarafını kapatma zorunluluğunu getiren dinin şekilciğini aşmamız gerekmez miydi? herhangi bir din, tarihi bir gerekliliğin uygulanışından şekillenmiştir, eğer dinin bu şekilciliği günümüz hayatıyla bütünleştirilemezse, ya dinin hayata ya da hayatın dine bir kanser etkisi göstermesi kaçınılmazdır. değişim her yerdedir.

eşitlik, eğitimde özgürlük çerezleri dahilinde yapay gündem konusu olarak "türbanlı öğrencilerin üniversitelere girmesi", aslında devletimizin yapması gereken ilk hareket ya da çözmesi gereken öncel konu değildir, olmamalıdır. bu hareket veya çözüm, yanlı olmayan bir devletin, halkın sosyal hayatta daha fazla özgürlük sağlayacak bir hamlesi olarak görünen koşullar dahilinde yapması gereken, temel sorunların çözümlendiği bir ortamda gerçekleşecek bir hamle olmalıdır.

"devletin dini olmaz, bireyin dini olur" - işte tartışılan yapay türban sorunu yerine o kulvarda önce bu sorunu çözmeli, devleti dinden bağımsız kılmalıyız, bunun ilk hamlesini ekonomide yapmalıyız. aşağıda verilen bilgiler alıntıdır (haberde herhangi bir değişiklik veya eksiltme yapmadım). Burada dikkati üzerine çeken diyanet işleri giderleridir, bir de bunun dolaylı giderlerini (imam hatip lisesinden mezun olanların ekonomiye katkıları, din şemsiyesi altında verilen yardımlar... bunlar olmasın demiyorum, bunların oranları dengeli olmalıdır diyorum.) düşünmeliyiz.

Diyanet İşleri Başkanlığı'na, 2007 yılı bütçesinden ayrılan 1.6 milyar YTL'lik pay, aralarında Ulaştırma, Enerji ve Bayındırlık bakanlıklarının da yer aldığı pek çok kurumun bütçesinin üstüne çıktı. Diyanet'e bütçeden ayrılan bu pay tartışma konusu olurken, imam açığı bulunan Diyanet İşleri Başkanlığı, bu miktarın dahi yetersiz olduğu görüşünde. AKŞAM'a konuşan Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Mehmet Görmez, bütçenin büyük bölümünün imam maaşlarına gittiğini belirterek, 'Bu bütçe kesinlikle yetmez. Dinle ilgili görevlerimizi yapamıyoruz. Meclis'ten bütçenin artırılmasını isteyeceğiz' diye isyan etti. Diyanet İşleri Başkanlığı, 1.6 milyar YTL'lik pay ile çeşitli kurum ve bakanlıklar arasında 13'üncü sırada yer alıyor. Diyanet, personel giderleri açısından da 1.3 milyar YTL'lik miktarla, Milli Eğitim, Milli Savunma ve Sağlık bakanlıkları ile Emniyet ve Jandarma gibi kurumları geride bırakıyor.

İCRACI BAKANLIKLARI GEÇTİ

Ülke genelindeki yaklaşık 70 bin camiden, sadece 50 bininde Diyanet tarafından görevlendirilen imam bulunuyor. 9 bin camide hiç imam bulunmazken, 4 bin camide ise kadro olmasına rağmen atama yapılmadığı için Diyanet'e bağlı imam yok. Her fırsatta imam açığının kapatılmasını dile getiren Diyanet İşleri Başkanlığı, 2007 yılı taslak bütçesinin hazırlanma sürecinde de Hükümetin kapısını çaldı ve bütçeden ayrılacak payın yükseltilmesini istedi. Diyanetten Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Aydın, bu talebi Bakanlar Kurulu'nda dile getirdi ve böylece Diyanet İşleri'nin 2007 yılı bütçesi 1.6 milyar YTL olarak belirlendi. Diyanet bütçesi, icracı bakanlıklardan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nın dört, Bayındırlık ve Ulaştırma bakanlıkları bütçelerinin iki katından fazlaya denk geliyor. Ancak bu bakanlıkların yatırım kalemleri, 'yap-işlet-devret' projeleri nedeniyle geçtiğimiz yıllara oranla daha düşük.

BÜTÇEMİZ ARTIRILMALI

Enerji Bakanlığı baraj ve santralları, Bayındırlık Bakanlığı yol ve köprüleri, Ulaştırma Bakanlığı da havaalanı ve limanları bakanlık bütçesine dokunmadan özel sektöre yaptırıyor. Görmez, 1.6 milyar YTL'lik bu bütçenin Meclis'teki görüşmeleri sırasında artırılması gerektiğini de belirterek, 'Şüphesiz bu bütçenin artırılmasını
isteyeceğiz. Mutlaka bu talebimiz olacak' dedi.

Diyanet kimleri solladı?

Kurum Bütçesi (milyon YTL)

Diyanet 1.600

Başbakanlık 1.541

Kültür Bk. 809

Ulaştırma Bk. 806

Bayındırlık Bk. 733

Dışişleri Bk 690

Enerji Bk. 377

TBMM 361

Sanayi Bk. 316

Cumhurbaşkanlığı: 33

Bütçenin % 92'si personele gidiyor

DİYANET İşleri Başkan Yardımcısı Mehmet Görmez, Diyanet'in bütçesinin her zaman tartışma konusu olduğunu belirterek, 'Bu tartışmalar ya bütçenin mahiyetini bilmedikleri için ya da saptırmak istedikleri için çıkıyor. Bütçemizin yüzde 92'si, sadece personel maaşlarına gidiyor. Çok personelimiz ve çok camimiz var ama daha da eksiklikler var. Hiçbir kurumun bütçesinin yüzde 90'ı aşkın kısmı personel maaşı değildir' dedi. Görmez, bazı bakanlık ve kurumların bütçesi ile Diyanet'in bütçesinin mukayese edilmesinin son derece yanlış olduğunu vurguladı.

PERSONELE GİDİYOR

Kendilerine ayrılan bu 1.6 milyar YTL'lik miktarın da kesinlikle yeterli olmadığını vurgulayan Görmez, 'Bütçemizi personel giderlerine harcadığımızdan, din hizmetlerini yürütmek için hiçbir politika geliştiremiyoruz. Ancak kendi imkanlarımız, yardımlar ve vakıf aracılığıyla bu işleri yürütmeye çalışıyoruz. Din görevlilerimizin eğitimini tamamlayamıyoruz. Yurtdışından din görevlileri ve öğrenciler eğitim için geliyor. Onlar için bütçeye konulmuş bir şey yok. Maaşlar dışında yapmamız gereken 30 kalemlik iş var. Hiçbiri için bütçeye para konmuyor. Camiler bakımsız. Suyu ve elektriğinden tutun da temizliği için bütçemize para konmuyor. Bunlar için para konsa da bütçemizin daha büyük olması lazım.'

Kaynak ;
Akşam Gazetesi - 1.6 milyar YTL'lik bütçe Diyanet'i memnun etmedi


başka: 2008'in AB yılı olacak açıklamasıyla ne demek istediğini anlamadığım Sayın Babacan'a sevgi ve saygılarımı sunuyor, başarılar diliyorum. nasıl olacak acaba diye merakla bekliyorum.

dingin kalın.

Labels:

Tuesday, August 14, 2007

dışarıya çıkabiliyoruz canım.

dün akşamımı bazı arkadaşlarımın roka müzikalleri tanımlaması yaptığı rock müzikallerine giderek değerlendirdim.

nasıl gittim? biryerlerden haber olunan, elime 'haydi giyoruz hayatım' kelimeleriyle tutuşturulan bilet ve "kafamda nasıl olacak lan acaba? yoksa türkçe mi söyleyecekler? kim? akşama ne yiyeceğim?" sorularıyla.

gittik açık havaya, on yılda her konsere, on yılda her... sahneleyenleri uzaktan şöyle bir gördüğümüzü çok fazla tanımadığımızı falan anlatıyoruz birbirimize, yakından görsek tanımayız valla diyoruz.

PS: böyle bir mekanda ve böylesi bir konserde; bira, şarap, kanyak, likör satmadıkları için koltukların üzerlerine koyulan promosyon paket şampuanlarla kafa bulmak zorunda kaldığımız için açık hava cafe işletmesini kınıyorum. ayıp.

başladı. sahnedeki kim acaba diye birbirimize soruyoruz (o kadar dinazormuşuz yani), sahnedekileri değil yakından, uzaktan bile tanımadığımız aşikar. neyse ses iyi geliyor... sesler daha iyi geliyor. şöyle; solo performanslarda başarı oldukça düşüyor ama çoğul performanslarda gerçekten iyi çalışmışlar gençler, ses çok güzel geliyor, uyum güzel arkadaki vokaller, seçilen parçalar...

dişi vokallerin solo ya da çoğul tüm vokallerini hemen hemen beğeniyoruz ya da birinde beğeniyoruz diğerinde az beğeniyoruz ama genel beğeni iyi. erkek vokaller ise biraz eksik daha doğrusu birşeyler eksik kalıyor tanımlayamadığımz (bazılarının kapasite falan dediğini duyuyorum ya da acımasız olanların kabiliyet dediklerini... yok öyle değil, başka birşey eksik). bir tek hayko'nun jesus'ı müslüm baba tarzı yorumlaması karşısında -ki kendisi kanımca gecenin en başarılı erkek vokaliydi- gözlerim yaşarıyor. kendisini yorumundaki başarısından dolayı cd'lerini satın alarak ödüllendireceğim (ciddiyim).

belleğimin ücra köşelerinde kaybolan şarkıların ses ve sözlerinin hatırlanması güzeldi. umarım proje devam eder ve devam ettikçe güzelleşip gelişir.

we will rock you! Oh, rock me amedeus.

Labels:

Thursday, October 19, 2006

bedava reklam

hp

Thursday, September 21, 2006

2 film kuşağı

yönetmeninin dediği iki film kuşağındanımdır ben de... henüz televizyonun, home tiyatroların hakimiyetinin olmadığı zamanlardan, hani atari salonlarından evveli.

2superfilmbirden.com

dostların arasında olmak iyi gelecek.

Tuesday, July 25, 2006

otluk

yaşamak birçok fiilin bileşeni, bilirsiniz; yatmak, yemek, yürümek, serçe parmağını oynatmak, müzik dinlemek, herhangi bir parçayı mırıldanmayı becerememek...

ot gibi yaşamaya çalışıyorum bir süredir ya da daha doğrusu otluk derecemi arttırmaya çalışıyorum fakat ne mümkün; iş, güç, çevresel faktörler bütün güçleriyle güzel çimenlerin yarattığı dost otluk ortamından uzaklaştırmaya çalışıyorlar beni; şunu yapalım, şuraya gidelim, bunu yapalım, buraya gidelim, şununla konuşalım, hadi gel bunu yiyelim, şurada şöyle bir etkinlik var git katıl bakayım... yeter yahu ben hayatımdaki fiilerden kurtulmak istiyorum, fiiliyet olarak sadece yatsam şöyle evde ya da bir çayırlıkta uzansam bir süreliğine olmaz mı?

yeniden tatile gitmek lazım.

Wednesday, May 10, 2006

It is

just a matter of time. always as it is.

Friday, March 31, 2006

bahar

menekşeler güzeldir.
çok çeşitli, bir sürü.
renk renk, rengarenk.