<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-10864747</id><updated>2011-04-21T21:35:57.442-07:00</updated><category term='açık alın'/><category term='di'/><title type='text'>sarkac</title><subtitle type='html'>HEPIMIZ BIRER HAMDI ABI DEGIL MIYIZ?</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://sarkac.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10864747/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sarkac.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>sarkac</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09553771272253012715</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>19</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-10864747.post-2747589075533705941</id><published>2008-02-03T18:22:00.000-08:00</published><updated>2008-02-03T18:37:49.793-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='di'/><title type='text'>aleyhine vukubulmak</title><content type='html'>biliyorum kararsızsınız. üniversitelerde türban'a evet mi yoksa hayır mı diyeyim, bilemiyorsunuz. "hayır" demeniz; türbanlı arkadaşlarımızın, kardeşlerimizin (hepimiz kardeşiz) özgürce eğitim haklarını ellerinden alan karar gibi geliyor. sağduyulu vicdanınız/aklınız ve cumhuriyetimizin (en azından bir kaç zaman öncesine kadar) eğitimcilerinin bizlere öğretmeye çalıştığı eşitlik ve özgürlük kavramları sizleri "hayır" derken rahatsız ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;biraz sakin olmalı, düşünmeli ve bu konuyu her tarafımızı sarmış islamcı ve/veya iktidar yanlısı medyamızdan bağımsız, objektif olarak bakmaya çalışmalıyız. yapılması düşünülen değişikliği şu kavramlar dahilinde değerlendirmeliyiz: "görünenler, dayatmalar ve empoze edilmeye çalışılanlar karşısında haklar, gerçek niyetler ve olması gerekenler".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;taraf medyada, "ne olacak ki?" sorusu eşliğinde sanatçı hanımların ve birçok türban takmayan genç hanımın "evet, olsun" söylemlerini okuyorum. bilinçsizce ya da umarsızca söylenmiş bu açıklamalar beni şaşırtıyor. nasıl oluyor da -ki burada söyleyeceğim başı türbanlı hanımlar için de geçerlidir- hemcinsleriyle birlikte "nerede bizim eşitliğimiz?" söylemleri söylemek yerine, erkek din şekilciliği olan inanç sömürüsünü kabullenen açıklamalar yapabiliyorlar? halbuki isteklerinin önceli, kadının kapanması gerekliliğinin ortadan kaldırılması olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hanımlar; diyanet-sen’in 3. olağan genel kurulu sonuç bildirgesinde, "amerika’yı yeniden keyfetmeye gerek yok. başörtüsü, herşeyden evvel bir temel insan hak ve özgürlüğü meselesidir. aynı zamanda Allah emridir. sadece üniversitelerde değil hayatın her bölümünde serbest bırakılmalıdır" açıklamasını; "başı kapalı bir hanımın, eğer başı açılırsa kendi dinlerinden saymayacak bir erkekler egemen toplumunda yaşamaya başlayacaktır", bildirgesi olarak anladığımı belirtmeliyim. Allah kullarına kulları aracılığıyla hesap sormaz, dinimiz, aklımızın ve vicdanımızın bize doğru yolu göstermesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;özgürlük, demokrasi, serbestlik, haklar gibi kelimelerle süslenen cümlelerin aslında; "bizim dediğimiz olacak kardeş" argosuyla bir şekil yapılarak uydurulduğu bir durum hakim etrafımızda. bu çağda üniversitede türbanı falan değil de, kadının günlük hayatta her hangi bir tarafını ya da daha da geniş kapsamlı olarak her hangi bir bireyin her hangi bir tarafını kapatma zorunluluğunu getiren dinin şekilciğini aşmamız gerekmez miydi? herhangi bir din, tarihi bir gerekliliğin uygulanışından şekillenmiştir, eğer dinin bu şekilciliği günümüz hayatıyla bütünleştirilemezse, ya dinin hayata ya da hayatın dine bir kanser etkisi göstermesi kaçınılmazdır. değişim her yerdedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;eşitlik, eğitimde özgürlük çerezleri dahilinde yapay gündem konusu olarak "türbanlı öğrencilerin üniversitelere girmesi", aslında devletimizin yapması gereken ilk hareket ya da çözmesi gereken öncel konu değildir, olmamalıdır. bu hareket veya çözüm, yanlı olmayan bir devletin, halkın sosyal hayatta daha fazla özgürlük sağlayacak bir hamlesi olarak görünen koşullar dahilinde yapması gereken, temel sorunların çözümlendiği bir ortamda gerçekleşecek bir hamle olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"devletin dini olmaz, bireyin dini olur" - işte tartışılan yapay türban sorunu yerine o kulvarda önce bu sorunu çözmeli, devleti dinden bağımsız kılmalıyız, bunun ilk hamlesini ekonomide yapmalıyız. aşağıda verilen bilgiler alıntıdır (haberde herhangi bir değişiklik veya eksiltme yapmadım). Burada dikkati üzerine çeken diyanet işleri giderleridir, bir de bunun dolaylı giderlerini (imam hatip lisesinden mezun olanların ekonomiye katkıları, din şemsiyesi altında verilen yardımlar... bunlar olmasın demiyorum, bunların oranları dengeli olmalıdır diyorum.) düşünmeliyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyanet İşleri Başkanlığı'na, 2007 yılı bütçesinden ayrılan 1.6 milyar YTL'lik pay, aralarında Ulaştırma, Enerji ve Bayındırlık bakanlıklarının da yer aldığı pek çok kurumun bütçesinin üstüne çıktı. Diyanet'e bütçeden ayrılan bu pay tartışma konusu olurken, imam açığı bulunan Diyanet İşleri Başkanlığı, bu miktarın dahi yetersiz olduğu görüşünde. AKŞAM'a konuşan Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Mehmet Görmez, bütçenin büyük bölümünün imam maaşlarına gittiğini belirterek, 'Bu bütçe kesinlikle yetmez. Dinle ilgili görevlerimizi yapamıyoruz. Meclis'ten bütçenin artırılmasını isteyeceğiz' diye isyan etti. Diyanet İşleri Başkanlığı, 1.6 milyar YTL'lik pay ile çeşitli kurum ve bakanlıklar arasında 13'üncü sırada yer alıyor. Diyanet, personel giderleri açısından da 1.3 milyar YTL'lik miktarla, Milli Eğitim, Milli Savunma ve Sağlık bakanlıkları ile Emniyet ve Jandarma gibi kurumları geride bırakıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İCRACI BAKANLIKLARI GEÇTİ&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülke genelindeki yaklaşık 70 bin camiden, sadece 50 bininde Diyanet tarafından görevlendirilen imam bulunuyor. 9 bin camide hiç imam bulunmazken, 4 bin camide ise kadro olmasına rağmen atama yapılmadığı için Diyanet'e bağlı imam yok. Her fırsatta imam açığının kapatılmasını dile getiren Diyanet İşleri Başkanlığı, 2007 yılı taslak bütçesinin hazırlanma sürecinde de Hükümetin kapısını çaldı ve bütçeden ayrılacak payın yükseltilmesini istedi. Diyanetten Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Aydın, bu talebi Bakanlar Kurulu'nda dile getirdi ve böylece Diyanet İşleri'nin 2007 yılı bütçesi 1.6 milyar YTL olarak belirlendi. Diyanet bütçesi, icracı bakanlıklardan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nın dört, Bayındırlık ve Ulaştırma bakanlıkları bütçelerinin iki katından fazlaya denk geliyor. Ancak bu bakanlıkların yatırım kalemleri, 'yap-işlet-devret' projeleri nedeniyle geçtiğimiz yıllara oranla daha düşük.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;BÜTÇEMİZ ARTIRILMALI&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Enerji Bakanlığı baraj ve santralları, Bayındırlık Bakanlığı yol ve köprüleri, Ulaştırma Bakanlığı da havaalanı ve limanları bakanlık bütçesine dokunmadan özel sektöre yaptırıyor. Görmez, 1.6 milyar YTL'lik bu bütçenin Meclis'teki görüşmeleri sırasında artırılması gerektiğini de belirterek, 'Şüphesiz bu bütçenin artırılmasını&lt;br /&gt;isteyeceğiz. Mutlaka bu talebimiz olacak' dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Diyanet kimleri solladı?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurum Bütçesi (milyon YTL)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyanet 1.600&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başbakanlık 1.541&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kültür Bk. 809&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ulaştırma Bk. 806&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bayındırlık Bk. 733&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dışişleri Bk 690&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Enerji Bk. 377&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TBMM 361&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanayi Bk. 316&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cumhurbaşkanlığı: 33&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütçenin % 92'si personele gidiyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DİYANET İşleri Başkan Yardımcısı Mehmet Görmez, Diyanet'in bütçesinin her zaman tartışma konusu olduğunu belirterek, 'Bu tartışmalar ya bütçenin mahiyetini bilmedikleri için ya da saptırmak istedikleri için çıkıyor. Bütçemizin yüzde 92'si, sadece personel maaşlarına gidiyor. Çok personelimiz ve çok camimiz var ama daha da eksiklikler var. Hiçbir kurumun bütçesinin yüzde 90'ı aşkın kısmı personel maaşı değildir' dedi. Görmez, bazı bakanlık ve kurumların bütçesi ile Diyanet'in bütçesinin mukayese edilmesinin son derece yanlış olduğunu vurguladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;PERSONELE GİDİYOR&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendilerine ayrılan bu 1.6 milyar YTL'lik miktarın da kesinlikle yeterli olmadığını vurgulayan Görmez, 'Bütçemizi personel giderlerine harcadığımızdan, din hizmetlerini yürütmek için hiçbir politika geliştiremiyoruz. Ancak kendi imkanlarımız, yardımlar ve vakıf aracılığıyla bu işleri yürütmeye çalışıyoruz. Din görevlilerimizin eğitimini tamamlayamıyoruz. Yurtdışından din görevlileri ve öğrenciler eğitim için geliyor. Onlar için bütçeye konulmuş bir şey yok. Maaşlar dışında yapmamız gereken 30 kalemlik iş var. Hiçbiri için bütçeye para konmuyor. Camiler bakımsız. Suyu ve elektriğinden tutun da temizliği için bütçemize para konmuyor. Bunlar için para konsa da bütçemizin daha büyük olması lazım.'&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kaynak ;&lt;br /&gt;Akşam Gazetesi - 1.6 milyar YTL'lik bütçe Diyanet'i memnun etmedi&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;başka:&lt;/strong&gt; 2008'in AB yılı olacak açıklamasıyla ne demek istediğini anlamadığım Sayın Babacan'a sevgi ve saygılarımı sunuyor, başarılar diliyorum. nasıl olacak acaba diye merakla bekliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dingin kalın.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/10864747-2747589075533705941?l=sarkac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sarkac.blogspot.com/feeds/2747589075533705941/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=10864747&amp;postID=2747589075533705941' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10864747/posts/default/2747589075533705941'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10864747/posts/default/2747589075533705941'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sarkac.blogspot.com/2008/02/aleyhine-vukubulmak.html' title='&lt;strong&gt;aleyhine vukubulmak&lt;/strong&gt;'/><author><name>sarkac</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09553771272253012715</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-10864747.post-7924787767134642686</id><published>2007-08-14T07:24:00.000-07:00</published><updated>2007-08-14T07:39:43.891-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='açık alın'/><title type='text'>dışarıya çıkabiliyoruz canım.</title><content type='html'>dün akşamımı bazı arkadaşlarımın roka müzikalleri tanımlaması yaptığı rock müzikallerine giderek değerlendirdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;nasıl gittim? biryerlerden haber olunan, elime 'haydi giyoruz hayatım' kelimeleriyle tutuşturulan bilet ve "kafamda nasıl olacak lan acaba? yoksa türkçe mi söyleyecekler? kim? akşama ne yiyeceğim?" sorularıyla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gittik açık havaya, on yılda her konsere, on yılda her... sahneleyenleri uzaktan şöyle bir gördüğümüzü çok fazla tanımadığımızı falan anlatıyoruz birbirimize, yakından görsek tanımayız valla diyoruz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PS: böyle bir mekanda ve böylesi bir konserde; bira, şarap, kanyak, likör satmadıkları için koltukların üzerlerine koyulan promosyon paket şampuanlarla kafa bulmak zorunda kaldığımız için açık hava cafe işletmesini kınıyorum. ayıp.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;başladı. sahnedeki kim acaba diye birbirimize soruyoruz (o kadar dinazormuşuz yani), sahnedekileri değil yakından, uzaktan bile tanımadığımız aşikar. neyse ses iyi geliyor... sesler daha iyi geliyor. şöyle; solo performanslarda başarı oldukça düşüyor ama çoğul performanslarda gerçekten iyi çalışmışlar gençler, ses çok güzel geliyor, uyum güzel arkadaki vokaller, seçilen parçalar... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dişi vokallerin solo ya da çoğul tüm vokallerini hemen hemen beğeniyoruz ya da birinde beğeniyoruz diğerinde az beğeniyoruz ama genel beğeni iyi. erkek vokaller ise biraz eksik daha doğrusu birşeyler eksik kalıyor tanımlayamadığımz (bazılarının kapasite falan dediğini duyuyorum ya da acımasız olanların kabiliyet dediklerini... yok öyle değil, başka birşey eksik). bir tek hayko'nun jesus'ı müslüm baba tarzı yorumlaması karşısında -ki kendisi kanımca gecenin en başarılı erkek vokaliydi- gözlerim yaşarıyor. kendisini yorumundaki başarısından dolayı cd'lerini satın alarak ödüllendireceğim (ciddiyim). &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;belleğimin ücra köşelerinde kaybolan şarkıların ses ve sözlerinin hatırlanması güzeldi. umarım proje devam eder ve devam ettikçe güzelleşip gelişir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;we will rock you! Oh, rock me amedeus.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/10864747-7924787767134642686?l=sarkac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sarkac.blogspot.com/feeds/7924787767134642686/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=10864747&amp;postID=7924787767134642686' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10864747/posts/default/7924787767134642686'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10864747/posts/default/7924787767134642686'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sarkac.blogspot.com/2007/08/darya-kabiliyoruz-canm.html' title='dışarıya çıkabiliyoruz canım.'/><author><name>sarkac</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09553771272253012715</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-10864747.post-116124447574256860</id><published>2006-10-19T00:52:00.000-07:00</published><updated>2006-10-19T00:54:36.390-07:00</updated><title type='text'>bedava reklam</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.cisday.org/2006/10/16/hp-hakkinda-birseyler/"&gt;hp&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/10864747-116124447574256860?l=sarkac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sarkac.blogspot.com/feeds/116124447574256860/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=10864747&amp;postID=116124447574256860' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10864747/posts/default/116124447574256860'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10864747/posts/default/116124447574256860'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sarkac.blogspot.com/2006/10/bedava-reklam.html' title='bedava reklam'/><author><name>sarkac</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09553771272253012715</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-10864747.post-115883652251564770</id><published>2006-09-21T03:58:00.000-07:00</published><updated>2006-09-21T04:02:02.776-07:00</updated><title type='text'>2 film kuşağı</title><content type='html'>yönetmeninin dediği iki film kuşağındanımdır ben de... henüz televizyonun, home tiyatroların hakimiyetinin olmadığı zamanlardan, hani atari salonlarından evveli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2superfilmbirden.com &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dostların arasında olmak iyi gelecek.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/10864747-115883652251564770?l=sarkac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sarkac.blogspot.com/feeds/115883652251564770/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=10864747&amp;postID=115883652251564770' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10864747/posts/default/115883652251564770'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10864747/posts/default/115883652251564770'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sarkac.blogspot.com/2006/09/2-film-kua.html' title='2 film kuşağı'/><author><name>sarkac</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09553771272253012715</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-10864747.post-115384644235360911</id><published>2006-07-25T09:52:00.000-07:00</published><updated>2006-07-25T09:54:02.820-07:00</updated><title type='text'>otluk</title><content type='html'>yaşamak birçok fiilin bileşeni, bilirsiniz; yatmak, yemek, yürümek, serçe parmağını oynatmak, müzik dinlemek, herhangi bir parçayı mırıldanmayı becerememek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ot gibi yaşamaya çalışıyorum bir süredir ya da daha doğrusu otluk derecemi arttırmaya çalışıyorum fakat ne mümkün; iş, güç, çevresel faktörler bütün güçleriyle güzel çimenlerin yarattığı dost otluk ortamından uzaklaştırmaya çalışıyorlar beni; şunu yapalım, şuraya gidelim, bunu yapalım, buraya gidelim, şununla konuşalım, hadi gel bunu yiyelim, şurada şöyle bir etkinlik var git katıl bakayım... yeter yahu ben hayatımdaki fiilerden kurtulmak istiyorum, fiiliyet olarak sadece yatsam şöyle evde ya da bir çayırlıkta uzansam bir süreliğine olmaz mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yeniden tatile gitmek lazım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/10864747-115384644235360911?l=sarkac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sarkac.blogspot.com/feeds/115384644235360911/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=10864747&amp;postID=115384644235360911' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10864747/posts/default/115384644235360911'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10864747/posts/default/115384644235360911'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sarkac.blogspot.com/2006/07/otluk.html' title='otluk'/><author><name>sarkac</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09553771272253012715</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-10864747.post-114725746222700559</id><published>2006-05-10T03:35:00.000-07:00</published><updated>2006-05-10T03:37:42.460-07:00</updated><title type='text'>It is</title><content type='html'>just a matter of time. always as it is.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/10864747-114725746222700559?l=sarkac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sarkac.blogspot.com/feeds/114725746222700559/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=10864747&amp;postID=114725746222700559' title='5 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10864747/posts/default/114725746222700559'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10864747/posts/default/114725746222700559'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sarkac.blogspot.com/2006/05/it-is.html' title='It is'/><author><name>sarkac</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09553771272253012715</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-10864747.post-114387746364998697</id><published>2006-03-31T23:34:00.000-08:00</published><updated>2006-03-31T23:44:24.920-08:00</updated><title type='text'>bahar</title><content type='html'>menekşeler güzeldir.&lt;br /&gt;çok çeşitli, bir sürü.&lt;br /&gt;renk renk, rengarenk.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/10864747-114387746364998697?l=sarkac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sarkac.blogspot.com/feeds/114387746364998697/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=10864747&amp;postID=114387746364998697' title='4 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10864747/posts/default/114387746364998697'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10864747/posts/default/114387746364998697'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sarkac.blogspot.com/2006/03/bahar.html' title='bahar'/><author><name>sarkac</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09553771272253012715</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-10864747.post-113971248794660095</id><published>2006-02-11T18:36:00.000-08:00</published><updated>2006-02-12T23:45:03.426-08:00</updated><title type='text'>cinsel öyküler - kitap</title><content type='html'>&lt;strong&gt;bu kitap antoloji değil, "cinsel öyküler" adı altında ilk defa yayımlanan on iki öykü. -ed.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;blogumun bana vermiş olduğu sınırlı pörle dahilinde cinsel öykülere dalacağım. -sk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;ısırık - akın sevinç:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...dirseğini tam göğsünün yan tarafına dayardı... bedenini keşfe çıkan elleri yakalamış, hiç tanımadığı, asla da tanımayacağı adamların avuçlarında,bileklerinde, bazısı sert ve uzun, bazısı yumuşacık ve kısa tüylerinde, parmak aralarında, alyanslarında dolaşmıştı..."onu kaybetmemelisin kızım!"...&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;devingen sürekliliği olan öyküleri severim. şarap ve peynirimi alarak çamaşır makinasının önündeki rahat koltuğuma kurulduğum, içinde dönen renkli çamaşırları seyrettiğim anları anımsatırlar bana. keyifli bir ilk öyküyle açılış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;nuh'un aşk tatlısı - buket uzuner:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...babam annemi yedi... ilk cinsel anısını anlatsın... aşure yemeğe gidelim... amaan bırak şimdi bunu sormayı da... dokunuşuyla kilitlenen... bu ortak bir deneyimdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;editör kitabın ilk sayfasında belirtmişti: "ısmarlama bu öyküler abi, daha önce baskı yüzü görmemiştir, konu verdik yazdılar" diye. biraz zorlama bir öykü yazılmış gibi geliyor diyor hamdi abi uzaktan, emek var ama klişe bir geçmişe dönüş yaşanıyor beş ayrı karakterin beş anlatılmaya değer öyküsüyle, benim bile bu kadar değişik deneyimleri olan beş arkadaşım bir araya zor gelir diyor. bir de geçmişte yaşanılan diyalogları pek beğenmediğimi ekliyor, nasıl benim yerime konuşursun hamdi abi diyorum, umursamıyor ve bana sırtını dönerek sevişmesine devam ediyor. berabere.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;arkadan - cem akaş:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aradan... medet ummak zorunda kalmasaydım... başladığımızda bildiğini sanmıyorum... vişne şarabı... iki diplomatın... anlamlı finaller.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;arkadan kelimesini tamamiyle kötü algılıyorsun derim, eğer kitabı henüz okumadıysan, yani göt deliği aklına geliyorsa. öyküye, erkeğin amacının vur kaç ama sahiplen, istediği zaman ara ama sana muhtaç olunsun taktiğiyle hareket ettiği bir ilişkinin ortasında başlıyoruz. erkek tarafı olarak güçlü bir cinsel çekim duyduğumuz halde ilişkinin geneli hakkında kız tarafı olarak bir şey bilmiyor ve erkeğin hareketlerinden bir bok anlamıyoruz, bunun neticesinde boka bulanan erkek oluyor. hikayede şu ana fikir hamdi abi ve benim geçmiş deneyimlerimizle öne çıkıyor: sevgilinin sertliğimizi tutarak yönlendirmesi en etkili tahrik unsurudur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;güzel. 3 - 2.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;av partisi - cem mumcu(-ed):&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...en güzel antiloptu... yine küçük ısırıklarla tüylerini koparmaya başladım... işten çıkar çıkmaz... bir yaz günü...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;öykü bittiğinde hamdi abi "there must be fifty ways to leave your lover" adlı garfunkel şarkısını yanlış kelimelerle söylemeye çalışıyordu. "gereksiz bir vahşilik hakimdi" dedi aniden, "ben avcılıkta vahşiliği sevmem". yanyana yattığımız üçlü koltukta kendisinin yanağına küçük bir öpücük kondurarak, ocağın üstünde demini almış çaydan sevdiğim kupaya çay doldurdum. birkaç bisküvi, "son zamanlarda ne kadar çok bisküvi çeşidi çıkardılar değil mi?" ortaya söylenmiş bir soru cümlesi ve çaya batırılan bilmemne damla bisküvi. iştahlıydım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;beyaz giymek - halil gökhan:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sarışın bir kadın... sarı bir bluz içinden taşan beyaz karnı... sarı bluzun altına siyah bir kısa etek giymişti... pantolonum sıyrılmış, dizlerim hafif kırılmış... kokular ve sigara dumanları içinde bu zevkin aynısını... ama musluk hep akacak... bir "sarma" olmak... 3008!... kapının birdenbire...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;eh bir sarışın var okuduğunuz gibi, yukarıdaki boşlukları kafasından dolduran herkes az çok kahramanımızın sarışına neler yaptığını da tahmin edebilir. sonuna kadar okuduğum bu hikayede. sarışın, sarı, sarı, kalçalar. büyük bir ihtimalle tüm dikkatimi sarışına verdiğimden ne olduğunu anlayamadım. birlikte bir sonraki öyküye. 2 - 2. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;cüce - leyla erbil:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...sen, sen kimsin biliyor musun?... biliyorum, ne olmuş ki? senin en sevdiğin ressam velasquez değil miydi?... yaa! tutarlı olalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;birçok söz sanatının ve anlatım ustalığının eşlik ettiği öykü, bu gibi yeteneklerden hiçbir pay almamış beni pek cezbetmedi. bu öyküyle bağdaştırabileceğim aklıma gelen tek şey, geçmiş zamanların birinde Türk bir yazarın yazdığı (ah şu hafızam) okurken acayip keyif aldığım ve bir arkadaş kyrbanı olarak bir daha elime geçmeyen bir polisiye romandaki cücenin jigolo olarak popülerliği üzerine yapılan bir anlatımdı: öncelikle cüce bir jigolo, cinsellik olarak algılanabilecek bir işlev için toplumda dikkat çekmezdi. cücelik jigololuk için güzel bir kamuflajdı. hem çocuk sevgisiyle yanıp tutuşan, şevkate hasret hanımlar, cüceyi kollarına alarak çocukları gibi gördükleri cüceye sarılarak daha fazla haz duyuyorlardı, hem biizm cücemiz sevgi dolu ve kültürlüydü. bu açıklama yeterli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;bir başka göz - mario levi:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gar... kırmızı kazağının altında siyah, dar, deri bir mini etek vardı. bu eteği kalçalarını iyice... birbirimize çok yakınlaşmıştık... kalçalarıyla... kalçalarına... kalçalarını...koridor sessiz ve bomboştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kalçalarıyla, kalçalarına, kalçalarını... bir kelime olarak kalçanın bu öyküde çarpıcı şekilde kullanılması benim dikkatimi yeterince odaklamıştır. diyaloglar dışında öykü gelişimini beğendim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;adalarda - mustafa ziyalan:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;adalar baharda güzel olur, gitmek isterseniz ne yapın edin hafta arası günleri tercih edin çünkü hafta sonları neredeyse güzel kızlarla kucak kucağa yolculuk etmek zorunda kalırsınız.  hem tuvaletlerin ücretleri otel kiralama ücretine yükselir, hem de dışarıda isyankar ve halden anlamayan bekleyenleri yatıştırmak bir hayli zor olur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;adalara giderken denizin ortasında belli belirsiz yükselen kayalıklar sana da gereksiz gelmiyor mu? tatminkar bir turizm öyküsüdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;kasımpatları - müge iplikçi:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kasımpatlarının çiçek olarak cinsellikle hiçbir ilişkisi olamaz, olursa hüzünlü bir ilişki olur. adını koyarsanız da, işte bu öykü gibi sakin bir yitirilişin öyküsü olur. öyküde, erkek öykücülerin aksine göt ve kalça kelimelerinin kullanılmayışı rahatsız edicidir. benim bir erkek olarak bu kitaptan beklediğim kesinlikle betimlemelere dayalı, anlamayacağım romantizm uzak kıyılara vuran dalgalar halinde cinselliğin anlatımı değildir. ne yani bu öyküler porno değil miydi? değilmiş. pardon. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;üç cennet - süreyyya evren:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;işte öykü diye buna denir. içinde herşey var. herşey: ereksiyon halini kaybetmeyen bir kahraman. kahramanımızın yazılarını ivedi olarak yayımlayan güzel bacaklı, yorum yapmadan sevgilisiyle her an sevişen, oral seks yapan güzin-arzu abla. kaybettiklerini bulamadan da değerini anlayan insanlar, kaybettiklerini bulduklarında da değerini yine anlayanlar, sınırdan kaçanlar, yakalananlar, cinsellikte dize getirilen fahişeler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;burada hep merak edilen bir konu var öykücü tarafından dile getirilmeden her cümlede hatırlatılan: "ahmet'inki ne kadar büyük?".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;karmaşık kompozisyonunu, cover öykülerinden ve postmodernist bir kız sevdim adlı romanından bildiğim bu arkadaş gayet sürpriz bitirişiyle dominant görüntüsünden sıyrılarak, kendisini pembe gecelik ve ponponlu pembe topuklu terliklerin içinde tehlikeye atmış. yine de hikayenin istediği şeyleri yerine getirmesini doğal karşıladım. 1 - 0.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;aşk şerbeti - yıldırım b. doğan:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dikizci bir gözlemle çıkardığım... akil abi... meral benim...sıdıka'nın aidiyeti... hırçın ve sabırsızdı... karşılıklı olarak anlamıştık ki, sonucu belirleyecek şey eski garajın oradaki adamdı... sana leblebi getirdim...çünkü tutmaz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yalın bir anlatım, güzel bir hikaye... biraz daha sağlamlaştırılacak diyalog ve mekan birlikteliğiyle iyi olan bu öykü mükemmel olurdu. 1 - 0.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;kurabiye - yusuf eradam:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;karmaşık bir durum, isterseniz size bir kahve falı bakayım, yani ibnelik mi desem, ensest mi desem, edebi eser mi desem...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;kitap bitti.&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;konuyla ilgili bir benetton reklamı: bir güzel zenci kızımız ve bir güzel zenci erkeğimizin yan yana çıplak fotoğrafları. altlarındaki yazı: "sizce, sizden daha mı iyi yapıyorlar(sevişiyorlar)?" &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kaba ayrıntı: öykülerde ilk öykü ve üç y'li yazarın yazdığı dışındaki öykülerde kahraman anlatıcı bütünlüğü var, yani öykücü öyküye karakter ve anlatıcı olarak dahil olmuş... işte bu yüzden gökyüzü daha mavi, işte bu yüzden vapurda çift kaşarlı tost yemeyi seviyorum. bu ne demek: benim görüşüme göre bu kitapta bu iki öykücü diğerlerine göre daha profesyonel bir anlatım sergilemişler demek (daha iyi öykü ya da daha iyiler değil, çarpıtmayın).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir de kimi orjinal cd'lerde albümün üzerindeki şarkılar bittiğinde son bir parça çalar, ismi albümde olmayan, öylesine tıngırdatılan. bu kitapta da olsa iyi olurdu, hani şöyle oniki yazarın bir araya gelip sevişmelerini falan betimleyen. oniki öykü diyorsun başta ve sadece on iki öykü var kitapta. heh.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yine kar geliyormuş.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/10864747-113971248794660095?l=sarkac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sarkac.blogspot.com/feeds/113971248794660095/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=10864747&amp;postID=113971248794660095' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10864747/posts/default/113971248794660095'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10864747/posts/default/113971248794660095'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sarkac.blogspot.com/2006/02/cinsel-ykler-kitap.html' title='cinsel öyküler - kitap'/><author><name>sarkac</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09553771272253012715</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-10864747.post-113878399603559282</id><published>2006-02-01T00:40:00.000-08:00</published><updated>2006-02-01T01:13:12.863-08:00</updated><title type='text'>düzlemdeki uçurumlar</title><content type='html'>son günlerdeki kar yağışları, işe ve bilimum başka yerlere gitmeye çalışırken kullandığım nacizane tekil taşıma aracımdan çoğul toplu taşıma araçlarına geçişimi zorunlu kılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu durumun eksileri ve artıları dahilinde, çıkardığım tek sonuç şehrim insanlarının benim gençlik zamanlarımdakinden daha fazla sevgiye ihtiyaç duymalarını anlamam olmuştur. içimizdeki yeşeren duygular farklı farklı isimlerle anılsa da, aslında hepsini genelleyerek sevgi isimlendirmesinde bulunabiliriz, hatta daha da ileri giderek tüm duygularımız çoğunlukla sevgidir diyebiliriz. bu noktadan yola çıkarak günümüzün en önemli problemin sevgimizi yeterince paylaşamamız olduğunu söylemek kolaydır. sevgi öyle birşeydir ki paylaşılmadıkça içimizde sertleşir ve giderek bünyemize uymayan bir nasır şeklini alır, bu da yediğiniz dondurma üstüne içtiğimiz suyun midemize gitmesini zorlaştırır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;otobüs, minibüs, vapur, tramvay ve farkına varamadığım diğer toplu taşıma araçlarının; metropolün getirdiği tekdüze ve sıkışık günlük hayatta sadece bir ulaşım araçları olarak kullanılmaması, - ki bu tür tek bir kullanımda bile yetersiz kaldıkları aşikardır - toplumumuzun ruh sağlığını koruyabilmek için bir sosyalleşme ve öznel dünyalarımızın diğer öznel dünyalarla iletişim kurabileceği toplu sevgi paylaşım merkezleri haline getirilmesi gerekmektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu projede sevgi paylaşımı erişilmesi gereken mutlak amaç olarak ön plandadır ve paylaşım aracı olarak, en azından en atıl şekilde kullanılan zamanlarda, insanların birbirleriyle rahatça konuşabilmesi, birbirlerine rahatça kaş göz işareti ve aklıma gelmeyen nesnel olmayan diğer şeyleri yapabilmesi baz alınmıştır. gerçekte bu projenin ön hazırlığı olara dizayn edilmiş birer otobüs ve minibüs denemeleri olmuştur ama proje yaratıcılarının aç gözlülüğünden dolayı ticarete dönüşmüş ve doğal olarak halk arasında ulaşılacak amacın sevgi olduğu anlaşılamayarak, kullanılan araçlara dikkat edilmiş ve paraya ulaşılarak voli vurulması olarak anlaşılmış ve sevgilerini paylaşabilecek kadar paraları olmayan çevreler tarafından tepki görerek sonlandırılmıştır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kafamdaki sevgi paylaşım projesinde neler vardır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Toplu taşıma araçlarında oluşturulacak uygun ortamların; ışıklandırma, rahat koltuklar, birkaç bilgisayar (chat için, sadece o araç içinde ve diğer toplu taşıma araçlarındaki intranete bağlı), koltuklar arasında iletişimi kolaylaştıracak telefonlar (kibrit kutuları arasına çekilen iplerle yapılmış olabilir), tatlı ve tuzlu kurabiyelerle servis edilecek sıcak içecekler (kış aylarında, yaz aylarında ise dondurma ve soğuk içecekler olabilir) insanların bu araçlardan içeriye girdiğinde "ben nereye geldim yahu" demelerini sağlamak, ortam dahilinde sadece bir yere ulaşmanın değil ulaşılacak yolunda keyifli olabileceğini göstermektir. toplu taşıma araçlarını kullanırken dikkatimi çeken konu, insanların keyifsiz bindikleri toplu taşıma araçlarında, ya suratları asık ya da uyuyarak iki durak arası zamanlarını geçirmeleridir. bunlar yapılamıyorsa en azından kalp şeklinde tutamaklar yapılabilinir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- bundan sonrası insanların birbirleriyle sohbetleri, birbirlerine göz kırpmaları, öpücük yollamaları şeklinde gelişecektir. sürekli aynı hattı kullanan insanlar için tavla, satranç, poker gibi oyunlar ya da şiir günleri, müzik grupları günleri projeye ek olarak dahil edilebilir. bu aşamada kitap ve dergi okumayı yasaklamalı mıyız bilmiyorum, her ne kadar iletişimi kısıtlasa da kitap okuyabilecek zamanı neredeyse sadece bu yolculuklarda bulduğumdan her toplu taşıma aracına kütüphane ekleme ek projesini de yürürlüğe sokabiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- amaç geçirilen zamanı en iyi şekilde değerlendirmek ve içimizdeki sevgiyi saygıyla paylaşmak olduğundan, araçlarda kesinlikle dokunsal iletişim kurulmamalıdır. paylaşım sadece maneviyat olarak etkinleşmelidir. böylece bir çok farklı toplu taşıma aracında bir çok farklı ilişkiler gelişebilir. ayrıntıda, mülkiyetin özgürlüklerimize ket vurduğu yansıması vardır. mesela, toplu taşıma araçları dahilinde söylenen ve uzaktan yapılan hiçbir hareket ayıp sayılmayacağından, iki sevgili aynı toplu taşıma aracında farklı inanlara öpücük gönderebilir, göz süzebilir. yaşananlar sadece o araçta kalacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sözlerimi, sansürlendiği için bilemediğimiz, darth vader'ın oğlu luke skywalker'a ve kızı leia'ya veda niyetine söylediği bir cümleyle tamamlıyorum: "be the love with you".&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/10864747-113878399603559282?l=sarkac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sarkac.blogspot.com/feeds/113878399603559282/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=10864747&amp;postID=113878399603559282' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10864747/posts/default/113878399603559282'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10864747/posts/default/113878399603559282'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sarkac.blogspot.com/2006/02/dzlemdeki-uurumlar.html' title='düzlemdeki uçurumlar'/><author><name>sarkac</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09553771272253012715</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-10864747.post-113566508369175253</id><published>2005-12-26T22:20:00.000-08:00</published><updated>2005-12-26T22:31:23.703-08:00</updated><title type='text'>bir kere dışarıya alıştın mı,</title><content type='html'>bir daha içeride yolculuk edemezsin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;istanbul malumunuz, iki kıta, arada deniz, bu denizin üstünde vapurlar, kıtalararası yolculuğumda sadece bir vapurda yer kaplayabilen ben. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;karanlığı çabuk gelen dünün akşamında -ki ben bunu mevsime bağlıyorum- paşabahçe diye adlandırılmış, model olarak bittiğim vapurun arka üst açık mekanında kadıköy'e keyifli bir geçiş yaptım, sirkeci'den. hava daha önceki günlere göre soğuk değildi, başımda bere olmadan dışarıda oturabildim. hafif esen boğaz rüzgarı uzamaya başlayan saçlarımı yerinden pek kıpırdatamıyordu. su hafif kırışıklıkların olduğu bir çarşaf gibiydi, gece siyahla lacivert renkleri arasında tercih yapmakta zorlanıyordu. ışıl ışıl tümüyle etrafını sarmış büyülü bir istanbul'un içinde yolculuk... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çayımı yudumlarken, 53 yaşını dolduran paşabahçe'nin hamdi abi için bir bentley, henüz 20'li yaşlarda, keskin hatları olan fahri korutürk'ün ise yeni aldığı ferrari gibi olduğunu düşündüm. haydarpaşa'ya yanaşırken çay bitti. otel yapacaklar bu güzelim binayı, rayların olduğu yerlerede bowling salonu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ne zaman içeride oturdum bir vapur yolculuğunun? ayaz olsa da, bu sene hep dışarıda yolculuk ettim. öksürürüm belki birazdan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu postu yazarken &lt;a href="http://www.tulumba.com/storeItem.asp?ic=MU970281MJ265"&gt;vapurlar / blues&lt;/a&gt; hatırlanmıştır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/10864747-113566508369175253?l=sarkac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sarkac.blogspot.com/feeds/113566508369175253/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=10864747&amp;postID=113566508369175253' title='3 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10864747/posts/default/113566508369175253'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10864747/posts/default/113566508369175253'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sarkac.blogspot.com/2005/12/bir-kere-darya-altn-m.html' title='bir kere dışarıya alıştın mı,'/><author><name>sarkac</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09553771272253012715</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-10864747.post-113345651858673130</id><published>2005-12-01T08:51:00.000-08:00</published><updated>2005-12-01T09:01:58.603-08:00</updated><title type='text'>lütfen bana bunlardan bahsetme, rica ediyorum.</title><content type='html'>hatırlamadığım bir hikayede, mutlu bir hayatın hüküm sürdüğü bir kasabadan bahsediliyordu, bu mutluluğun devamı için bir çocuğun kasaba halkının dönem dönem ziyaret ettiği bir zindanda yaşayarak acı çekmesi gerekiyordu. yazar inceden şöyle sorguluyordu; başkasının sizin yerinize tüm acıları çekmesini ve bunu bildiğiniz halde değiştirmek için birşey yapmayışınızı kabul eder misiniz? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hiçbir zaman hiçbir ölümü alkışlamadım. izledikten sonra, önümdeki etleri yerken aklıma hep, son mohikan filmindeki/kitabındaki, geyiği öldüren avcının geyikle konuşma sahnesi geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;öldüreceksen, nasıl öldürdüğünün benim için önemlidir ve &lt;a href="http://doli-incapax.blogspot.com/2005/11/lme-oturmak.html"&gt;ben kimseyi elektrikli sandelyede öldürmek istemem&lt;/a&gt;, ama gerçekleşek bu etkinlikten önce; kimi neden öldüreceğinle daha çok ilgiliyimdir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/10864747-113345651858673130?l=sarkac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sarkac.blogspot.com/feeds/113345651858673130/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=10864747&amp;postID=113345651858673130' title='3 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10864747/posts/default/113345651858673130'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10864747/posts/default/113345651858673130'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sarkac.blogspot.com/2005/12/ltfen-bana-bunlardan-bahsetme-rica.html' title='lütfen bana bunlardan bahsetme, rica ediyorum.'/><author><name>sarkac</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09553771272253012715</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-10864747.post-113147204901592754</id><published>2005-11-08T09:33:00.000-08:00</published><updated>2005-11-08T09:47:29.030-08:00</updated><title type='text'>my boney is over the ocean</title><content type='html'>barikatlardaki sevgililer tarikatı diye bir tarikata üyeydim bir zamanlar. felsefesi sevgililerinize sürekli sataşarak ya da sürekli rahatsız ederek ilişkinizi hararetli bir şekilde devam ettirmeye çalışmak, bir süre sonra yani zamanı geldiğinde de(*) görünmez ya da bizzat manavdan almış olduğunuz elma kasalarıyla yarattığınız barikatların arkasına sığınıp nerede hata yaptım diye düşünerek bir kalem ve resim kağıdı yardımıyla hatanızı resmetmektir. tarikat inanışına göre siz zaten hatasınızdır ve resim aslında kendinizin portresidir. self portrait hata yani. (* genelde bu bir süre şöyle gelişir, önce laflarla ve davranışlarla size sataşan ve sizi kendinden uzaklaştırmaya çalışan sevgililer bir süre sonra sizi iterek hatta uçan tekmelerle yıpratarak yanlarına yaklaştırmamaya çalışırlar. sürenin son anlarında ise yollarda arkanızdan yetişerek saçlarınızı yolma eylemleri ve sizi her gördükleri yerde üstünüze atlayarak zarar vermeleridir, işte bu yakınlaşma hamleleri inanışınızın öğretilerine sığınma zamanın geldiği sonralardır).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tonerin sağlığa zararları hakkında görüş bildirmemi isteyen birkaç arkadaşım geçen salı günü ellerindeki pankartlarla sirkeci tren istasyonundan ankara'ya gitmek için fatih ekspresini bekliyorlarmış. öğlen iki sularında tesadüfen yanlarından geçerken fark ettiğim arkadaşlarımın amaçlarını öğrendiğimde önce şaşırıp daha sonra kendimi duygusallığın hazzına bırakarak ağlamıştım. henüz pankartlarını açmamış arkadaşlarım bomba ihbarına sebebiyet vermeden pankartlarını kondüktöre teslim edip etrafımda elele tutuşup, sarılarak bir dost yumağı oluşturdular. ne kadar iyi dostlar olduğumuzun bilincine vararak banliyö trenine binip sapanca'ya doğru yola çıktık ve bakırköy'de indik. sonra ver elini hastane. özlemişiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu bloggerlar başta kıl olduğum bir şekilde anketleşmeye başladılar. yok şunlar şunlar 10 küçük mutluluğunu yazsın, bunlar yemek macerası anlatsın, ötekiler sevgilisiyle nasıl tanıştığını anlatsın, berikiler de okuduğu kitapları vs vs vs diye. hepsinden kaçtım ama &lt;a href="http://doli-incapax.blogspot.com"&gt;doli&lt;/a&gt; yok mu, göz farlarının parlaklığından kaçacak yer bulamadan siyah gözleriyle yerimi belleyip kement yaptığı sarı saçlarıyla boğazımdan yakalayarak durağan bloguma getirdi. ince topuklu deri çizmesiyle ayaklarımın üzerlerine bastırarak masamın üzerine serilmiş yatan klavyemi hafifçe ekranıma doğru ittirdi. narin parmaklarıyla kağıtları okşayarak kalemliğimi masamın üzerindeki boş cd'lerin bulunduğu kutuya doğru çekiştirip ani bir hareketle delgeçle zımbayı birbirine vurdu ve çıkan tınıyla kaşlarını havaya kaldırıp, telefonumu pulse modundan tone moduna çevirdi. o tüm bunları yaparken ben de boş durmuyordum hani, hemem klasörleri yerlere saçıp odadaki tüm dergi ve gazeteleri havaya savurdum, sonra da kendimize kahve koyduk, oda da bizden başka hiç kimse yoktu falan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tartışmaya en açık konulardan biri de mimari konulardır sanırım. benim için kullanışlı olan bir ev sizin için kullanışlı olmaz. örneğin ben evimde kullanmayacağım bir havuz istemem ya da sizin evinizde benim kullanmayacağım bir havuz, o yüzden tüm mimarları buradan uyarıyorum lütfen benim kullanmayacağım ya da kullanamayacağım havuzları evlere eklemeyin ve inşaatçılar, siz de bu havuzları inşa etmeyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yatay, yatay, yatay; tersten de düzden de yatay diye telaffuz edilir yatay.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hep iki bayram arasında yaşamıyor muyuz da, iki bayram arasında düğün dernek olmaz diyorlar. bunu deneylerle kanıtlayalım. iki bayram alalım mesela geçen günkü bayram ve üç ay sonraki kurban bayramı, şimdi biz şu an iki bayram arasındayız. kurban bayramı geçtikten sonra da 9 ay sonra tekrar şeker bayramı, hoop biz tekrar iki bayram arasındayız. bu düzen böyle gitmemeli. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bloguma bir süre sonra seri reklam almayı düşünüyorum. şimdiden sloganımı da belirledim: Eleman ve çeşitli ilanlarınız için 6 kelimelik ilanlara 2 ilan ücreti ödeyin, 3 yıl boyunca ilanınız yayınlansın. bu çalışmayla bir hayli yolumu bulacağımı düşünüyorum. fiyat konusu henüz belli değildir, piyasa araştırması yapıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yakalamaca oyunu tümünüzün bilgisi dahilindedir. istanbul'da büyüyen çocuklar, kaçabilecekleri yerler sınırlı olduğundan bu oyunu küçük illerde büyüyenler gibi oynayamaz. mesela benim gibi. çocuklar toplanıp yakalamaç oyununa başladığında, deparı tutturduğum gibi kırlara koşar akşama kadar çimenlerin üzerinde yuvarlanıp acıktığımda evime giderdim. çok iyiyimdir bu oyunda, okul bahçesi dahilinde oynamadıkça hiç yakalanmadım diyebilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir gün götümle arabanızı çalıştıracaksınız diye geleceğe seslendi hibor, tam olarak arabanın ne demek olduğunu bilmeden kullanmıştı. hibor jr ise "ben o zamanları görebilecek miyim acaba" diye sordu. hibor'un yanıtı kesindi "hayır, senin götünü de kullanacaklar ve tüketecekler". bir zaman sonra arabama benzin almak için çeşitli istasyonlara gidip fosil yakıttan üretilen benzinle depoyu doldurarak acaba bu sefer hangisini kullanıyorum diye düşündüm ve bir gün götüme ne olacağını.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;beyoğlu'nda ruhsuz ve sakat bar acilen satılıktır, dilerseniz lüfer teknesi olarakta kullanabilirsiniz. lütfen ciddi olanlar arasın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eski kız arkadaşlarımı görüyorum.Hepsi biraraya gelmiş beni bekliyorlar aralarına giriyorum.Sonra eski sevdiğim kız çıkıyor aralarından benim ellerimden tutuyor ve hepsini arasından çıkartıyor.Sonra yeni kız arkadaşım geliyor karşıdan gülerek.Eski kız arkadaşım beni onun yanına götürüyor.Daha sonra yeni kız arkadaşımın yanına gidiyorum bana ben 'Birol'u özledim' diyor.Onu arıyor.Oda arkadaşlarıyla geliyor bense kıskanıyorum ,bişey demek istemiyorum.Kız arkadaşım ne bana bakıyor, nede Birol'a.Daha sonra Birol bisikletle geliyor kapıya bense o esnada kız arkadaşımla kavga ediyorum.Ben istemiyorum artık kaldıramıyorum eski erkek arkadaşın olabilir ama beni ilgilendirmez diyorum.Birol konuşmalarımız duyuyor ve bana ben sadece görmek istedim okadar diyor.Ben ordan giderken arkamdan bisikletin direksiyorununu kırıp bana fırlatıyor.Ben 2 parça yapıp geri atıyorum O tekrar bana fırlatıyor ben kırıyorum direksiyorum bu sefer 3 parça oluyor.ona geri atıyorum.Parçalardan biri ağaçların arasına gidiyor. (alıntıdır)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;20 de gerçekten çokmuş canım, beah...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;efendim son olarak sayın duman'dan çok anlamlı bir şarkı(tüm şarkıları böyledir): &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Masal &lt;br /&gt;Biri basmış seksene &lt;br /&gt;Ötekisi doksanbeş &lt;br /&gt;Aga böyle olmaz ki &lt;br /&gt;Koca millet harcanmaz ki vay &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biri arap tayfası &lt;br /&gt;Ötekisi gavur mandası &lt;br /&gt;Aga böyle olmaz ki &lt;br /&gt;Koca millet aldanmaz ki vay &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biri sağdan &lt;br /&gt;Biri soldan asılınca &lt;br /&gt;Biri yasaya &lt;br /&gt;Biri kasaya karışınca &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evvel zaman içinde masl olduk &lt;br /&gt;Masal olduk yine &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HASRETLE KALIN.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/10864747-113147204901592754?l=sarkac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sarkac.blogspot.com/feeds/113147204901592754/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=10864747&amp;postID=113147204901592754' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10864747/posts/default/113147204901592754'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10864747/posts/default/113147204901592754'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sarkac.blogspot.com/2005/11/my-boney-is-over-ocean.html' title='my boney is over the ocean'/><author><name>sarkac</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09553771272253012715</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-10864747.post-112732332038458209</id><published>2005-09-21T10:16:00.000-07:00</published><updated>2005-09-21T10:22:00.393-07:00</updated><title type='text'>quiz</title><content type='html'>yaptığım antik kuntik görüşmelerden kurtulunca hızla evime doğru yola koyuldum. ev ihtiyaçları için türkiye sınırlarında ya birinci ya da ikinci büyük zincir olan marketlerden birine daldım(son toplu market alımlarını bir yerden sonra takip edemedim). ihtiyaçların karşılanmasından sonra bira raflarının önünden geçerken, "neden bu geceyi test gecesi yapmayayım ki" diyerek, çeşitli biralardan almaya başladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;uzun zamandır almadığım tekel birası,&lt;br /&gt;şişesinin dizaynını ve birasının rengini beğendiğim T (Tuborg),&lt;br /&gt;avusturalya birası diye satılan forest,&lt;br /&gt;körninger diye alman birası(hatalı yazım olabilir),&lt;br /&gt;evde efes, grolsh ve becks var zaten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cips bölümünde eskiden beri ürünlerini beğendiğim "kar" markasını aradım, bulamayınca lays klasik ve lays ikinci bahar ya da bahar hasılatı gibi adı olan cipsten aldım. yine evde çerez vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;açtığım ilk bira, internet sitesini ve yeni yapılanmasını takdirle izlediğim tekel birasıydı. kelimenin tek anlamıyla bana hitap etmeyen bir tadla karşılaştım ve tarihimde ikinci defa (ilki evde bizzat yapmaya çalıştığım biraydı) bardağıma doldurmuş olduğum bir birayı içemeden döktüm. maltının yada şerbetçi otunun gereğinden fazla bekletildiğini düşündüğümü, bu yüzden çürükmüş gibi tad aldığımı belirtmeliyim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ikinci bira T birasıydı. gayet hafif, meyve aromaları barındıran bir tadı vardı. şampanya rengini anımsatan sarısı, iyi seçmiş olduğum bardakla bu birayı hemen tüketmemi sağladı. tabiki en keyifli biralardan değil lakin tüketilebilinir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;üçüncü bira körninger markasıydı. rengi biraz koyu olmasına rağmen güzel bir bira. bu da tüketilebilinir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dördüncü ve son bira olarak grolsh'u tercih ettim (forest sıcak olduğundan). tüketici yorumu olarak sadece favorimdir diyeyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gelelim cips olayına, hasat şenliği adı altındaki ürünün hem paket dizaynını hem de tadını beğendim. lakin bira tadımındaki hayal kırıklığı cips yeme performansımı etkilediğinden lays klasiği açamadım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu yazıdaki amaç: "ben tekel birasını sevmedim, nasıl ürün bu böyle" mesajını topluma iletmektir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/10864747-112732332038458209?l=sarkac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sarkac.blogspot.com/feeds/112732332038458209/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=10864747&amp;postID=112732332038458209' title='5 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10864747/posts/default/112732332038458209'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10864747/posts/default/112732332038458209'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sarkac.blogspot.com/2005/09/quiz.html' title='quiz'/><author><name>sarkac</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09553771272253012715</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-10864747.post-112567524963668486</id><published>2005-09-02T08:31:00.000-07:00</published><updated>2005-09-02T08:34:09.650-07:00</updated><title type='text'>kapitalistlerin parama, benim müziğe ihtiyacım var.</title><content type='html'>yarın aşağıdaki saatlerde ana sahneye bakıyor olacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;16:40 -17:30 CEZA &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;18:00 - 18:50 THE TEARS &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;19:20 - 20:10 SKIN &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;20:40 - 22:10 KORN &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;22:40 - 01:00 THE CURE&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/10864747-112567524963668486?l=sarkac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sarkac.blogspot.com/feeds/112567524963668486/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=10864747&amp;postID=112567524963668486' title='3 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10864747/posts/default/112567524963668486'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10864747/posts/default/112567524963668486'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sarkac.blogspot.com/2005/09/kapitalistlerin-parama-benim-mzie.html' title='kapitalistlerin parama, benim müziğe ihtiyacım var.'/><author><name>sarkac</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09553771272253012715</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-10864747.post-112458911297747071</id><published>2005-08-20T18:48:00.000-07:00</published><updated>2005-08-20T19:11:09.006-07:00</updated><title type='text'>shania twain kral tv'de.</title><content type='html'>iki birayla geçiştirmeye çalıştığım bir nevizade akşamından ayrılarak, sıraselviler üst sokaklarında beleşe park ettiğim -ışınlama cihazı bulunana kadar idareten emrime verilen- aracıma doğru yöneldim. amacım boğazkesen kısa yolunu kullanarak emek sinemasının önünden caddeye kavuşmak, bir bira da yol üzerindeki batı müziği barlarından birinde içmekti(33'lük). &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- hatırlar mısın, bab vardı sinepop'un yanında hani, grup grup rahat koltukları olan yüksek tavanlı boş fast food'çu. giderdik manitalarımızla böyle pipetleri para kasalarının önündeki basmalı kutulardan kendimiz alırdık.&lt;br /&gt;- evet yahu, ne olmuş ona?&lt;br /&gt;- bowling salonu.&lt;br /&gt;- iyi fikir, lakin ben hep orayı buz pateni pisti olarak işletmeyi hayal etmiştim.&lt;br /&gt;- o daha iyi bir fikirmiş, şöyle doyasıya düşüp çanağımızı kırabileceğimiz yer yok yakınlarda. pipet falan dedim de bir de wendy's vardı, boş hamburger verip bir servis masasından kendi zevkine göre içine ketçap, mayonez, turşu falan koymanı sağlayan. &lt;br /&gt;- hah ha, iflas etmiştir o.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;rotamda yürürken eskiden pet şişede muz likörlü süt aldığımız köşe dükkanın yerinde açılmış mekanın kokularını duyarak karnımın acıktığını fark ettim. refleksel kararla içeriye daldım. ilk açlığımı bastırdıktan sonra, duvara monte edilen 37'lik televizyondaki kral tv'yi fark ettim. biraz sonra logosunun altında shania'm belirdi, hem de iki klibinin birleştirilmiş haliyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yuh be yönetmencim bu kadar mı çalınır sahneler, kadınım duruşu, hareketleri bu kadar mı taklit ettirilir. bir klibindeki leopar desenli takımıyla, başka bir klibindeki siyah elbise kombinasyonu... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sayın &lt;li&gt;&lt;a href="http://www.gulbenergen.com"&gt;sanatçı&lt;/a&gt;&lt;/li&gt;  lütfen yengeni taklit etmekten vaz geç artık, web sitende vermiş olduğun pozlar bile shania'm kokuyor, insaf. gençsin güzelsin, öyle tuhaf tuhaf taklit el kol hareketleri yapmaya çalışacağına kendin ol, tarzını yarat. lütfen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu ahkamla izlenmesi tavsiye edilen film: &lt;li&gt;&lt;a href="http://www.amazon.com/exec/obidos/tg/detail/-/6302641365/104-6147152-1585539?v=glance"&gt;single white female&lt;/a&gt;&lt;/li&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/10864747-112458911297747071?l=sarkac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sarkac.blogspot.com/feeds/112458911297747071/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=10864747&amp;postID=112458911297747071' title='3 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10864747/posts/default/112458911297747071'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10864747/posts/default/112458911297747071'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sarkac.blogspot.com/2005/08/shania-twain-kral-tvde.html' title='shania twain kral tv&apos;de.'/><author><name>sarkac</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09553771272253012715</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-10864747.post-112326063718124695</id><published>2005-08-05T09:31:00.000-07:00</published><updated>2005-08-05T09:50:37.186-07:00</updated><title type='text'>burası durağan bir blog kardeşim.</title><content type='html'>bu blog öyle her zaman güncellenmez bunun nedeni yeteneksizliğimden kaynaklanıyor olabilir lakin böylece size kendi blogunuzu yaratmak için biraz daha zaman verir. sevmek ve sevilmek için daha fazla fırsat tanır, ekranın karşısında vakit geçireceğinize; kuş olmayı, balık olmayı, bir de ekranınızın gece lambası olarak kullanılabileceğini öğütler (şimdi öğütledi ya).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kavuniçi bayrakların arasında dolaşmak istiyorum,&lt;br /&gt;kırmızı koltuklara oturup sarışınlarla sohbet etmek,&lt;br /&gt;kahverengiyi sevmiyor olsam da&lt;br /&gt;kumrallarla aram pek fena sayılmaz.&lt;br /&gt;hani biraz beyaz şarapla bir kızıl, yeşil serpilmiş saçlarına renk olaraktan,&lt;br /&gt;o da bir fani, ben de.&lt;br /&gt;dergilerle hiç aram yoktur sadece okumak için alırım diyemem.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/10864747-112326063718124695?l=sarkac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sarkac.blogspot.com/feeds/112326063718124695/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=10864747&amp;postID=112326063718124695' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10864747/posts/default/112326063718124695'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10864747/posts/default/112326063718124695'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sarkac.blogspot.com/2005/08/buras-duraan-bir-blog-kardeim.html' title='burası durağan bir blog kardeşim.'/><author><name>sarkac</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09553771272253012715</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-10864747.post-111924571694100354</id><published>2005-06-19T21:56:00.000-07:00</published><updated>2005-06-19T22:35:16.946-07:00</updated><title type='text'>k</title><content type='html'>önümüze çıkan arabaların plakalarının bize iletilen şifreler olduğunu, bunları çözdüğün gün yer altından bir tünelle dalyan'daki kral mezarlarına karşı sana ait olan bir Kerim Bayer Evi'ne giden yolu bulacağını söylerdin, nerede gördüysen projesini ve kendine göre nasıl hatırlıyorsan kafanda. olur mu, olur belki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kafamda arka planda: günlerin getirdiği, senin yitirdiklerin. sanki hiç umut yok. çok yorgunsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kulağımda: yeni download ettiğim motherless child.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ağzımdaki tat: adaçayı : ballıbabagillerden kokulu bir bitkidir. ege bölgesinde, çay yapılan bir aromalı ot.  avrupa ülkelerinin mutfaklarında kızarmış patateslerin, hamurlara koyulan yağların kokulandırılmasında, salamuralarda, etlerin dinlendirilmesinde kullanılır. bir dilim limonla birlikte fincanımın içinde şimdi bir kısmından yapmış olduğum çay olarak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;böyle bir bitki bilgisi verdikten sonra bir de tırışkadan renk bilgisi aktarayım (copy-paste): Mor: Mor duygu rengidir, çok özel bir renktir, mistik bir yücelik getirir ve metafizik gücü simgeleştirir. Mor imparatorlukların, dinlerin, ölümün, cazibenin ve sevginin sembol rengi olarak yüzyıllar boyu kullanılmıştır. Mor rengimistikler, büyük sanatçılar, düşünürler, toplumları düşünce ve ideallerle yönlendirenler tarafından seçilir ve kullanılır. Büyük, ölümüne ve çok özel aşklar mor rengin aşklarıdır onlardan sürekli mor renk yayılır. Bu renk nedeni anlaşılmaz bir bütünlük ve birlik sağlar çünkü bu gizemli gücün önünde mor bir sis ve buğu vardır. Müzikte mor rengi veren nota si'dir.İstemediğiniz sorumluluklar sizin için çekilmezdir, bu duruma zorunlu olarak düşerseniz asla mutlu olamazsınız. Çevrenizde bu rengi yayan bir ortam bir şekilde muhakkak olmalıdır, yoksa yaşama küsebilirsiniz. Siz zor karar veren ve aslında çevreye yani sıradanlığa uyumsuz birisiniz. bu da ayrıcalığınızdır. Bütün yeni çağ aktiviteleri başta astroloji olmak üzere, parapsikoloji, kristaller ve ruhsal şifa sizin için doğal ve uygun konulardır. Eflatun seçilmiş ve mükemmeliyetçi bir renktir, seçilmişler içindir. Manevi enerjiyi simgeler, ruhsal yetenekleri geliştirir, sır küpü olmanızı sağlar. Zeka düzeyinizi arttırır. Mavinin ve kırmızının karışımı olan mor size korunma güdüsü sağlar, kendinizi sanki sağlam bir kalkanın arkasında gibi hissedersiniz. Bu renk kokteyli sizi sakinleştirebileceği gibi aynı zamanda da uyarıcıdır. Örneğin bu renklerin yani mavi tonların ve kırmızının yani morun hakim olduğu odalarda sevişmeyi deneyin; göreceksiniz ki çokşey farkli olacaktir. Mor renk size güç verir, yeteneklerinizi pozitif olarak etkiler. Konsantrasyonu arttırır aynı zamanda da meditasyon için çok uygun bir renktir. Mor renkli bir ışığın veya enfraruj bir lambanın yandığı bir odada oturup kendinizi dinlemeniz ve sizi yoran düşünceleri yarım saat için olsa da kafanızdan atmanız tahmininizden öte size dinlendirecek ve sakinleştirecektir. Yanlız şunu hiç unutmayin, bu renk sizi ancak rahatsız etmediği sürece kullanmalısınız; bunun göstergesi ise uykularınızdır.Mor renk sizi rahatsiz ediyor ve sevmiyorsaniz sizi korkutan güçler demektir; beklenmedik tehlikeler düşlüyorsunuz ve ani sürprizlerden korkuyorsunuz. İlişkilerinizin daima dengeli ve dozunda olmasını istiyorsunuz; çok sıcak ve çok soğuk ilişkiler size göre değil. kendinizi dengelemek için çevrenizde ve gardrobonuzda çimen yeşili ve pembe renkleri bulundurun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ne olursa olsun, bugün istanbul'da güzel bir gün.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/10864747-111924571694100354?l=sarkac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sarkac.blogspot.com/feeds/111924571694100354/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=10864747&amp;postID=111924571694100354' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10864747/posts/default/111924571694100354'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10864747/posts/default/111924571694100354'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sarkac.blogspot.com/2005/06/k.html' title='k'/><author><name>sarkac</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09553771272253012715</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-10864747.post-110919056656404528</id><published>2005-02-23T12:27:00.000-08:00</published><updated>2005-02-23T12:29:26.566-08:00</updated><title type='text'>isteyen istedigini silebiliyormus.</title><content type='html'>ben silmeyecegim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/10864747-110919056656404528?l=sarkac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sarkac.blogspot.com/feeds/110919056656404528/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=10864747&amp;postID=110919056656404528' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10864747/posts/default/110919056656404528'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10864747/posts/default/110919056656404528'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sarkac.blogspot.com/2005/02/isteyen-istedigini-silebiliyormus.html' title='isteyen istedigini silebiliyormus.'/><author><name>sarkac</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09553771272253012715</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-10864747.post-110852055353925687</id><published>2005-02-15T18:17:00.000-08:00</published><updated>2005-02-15T18:52:36.216-08:00</updated><title type='text'>neden?</title><content type='html'>neden olmasın! nasıl olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aslında kalıp şeklinde sunulan blog şekli şemaline karşı bir duruşum vardı. böyle gururlu, sert ve dudaklarımdaki hay allah tebessümlü, kulaklarımdaki "we can't breathe" tınısıyla lakin koruyamadım duruşumu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi daalalım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/10864747-110852055353925687?l=sarkac.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sarkac.blogspot.com/feeds/110852055353925687/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=10864747&amp;postID=110852055353925687' title='6 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10864747/posts/default/110852055353925687'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/10864747/posts/default/110852055353925687'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sarkac.blogspot.com/2005/02/neden.html' title='neden?'/><author><name>sarkac</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09553771272253012715</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>6</thr:total></entry></feed>
